yükleniyor…

yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu · 214 sf · İletişim Yayınları
Yakup Kadri'nin Yaban'ı, yalnız bırakılmış ve bu yalnızlığın içinde kendi ahlakını yaratmak zorunda kalmış Türk köylüsünün romanı. Cehaletle yoğrulmuş toprakların ürünü olan bu unutulmuş halk ile, ona uzaktan bakan Türk aydınını birbirine yabancı iki dünya olarak karşı karşıya getiriyor. İki taraf da aynı toprağın insanı, ama aralarında ne ortak bir dil var ne de ortak bir tarih duygusu. Kitap boyunca mesele yalnızca Anadolu köylüsünün bilgisizliği ya da hoyratlığı değil; o bilgisizliği yaratan ihmalin, o hoyratlığı besleyen sahipsizliğin kendisi.
Başlarda köylüye öfkelenmemek elde değil. Düşmanla aynı safta durabilen, kurtuluş mücadelesine yabancı kalan, "bu ülkeyi birlikte kurtardık" anlatısına tamamen aykırı davranan bir halkla karşı karşıyayız. Ahmet Celal'in gözünden bakarken bu öfke kaçınılmaz hale geliyor: cepheden gelen, vatan kavramını kanıyla tanımış bir aydın, kendi halkının bu kavramı duymadığını, duymak istemediğini fark ediyor. Fakat roman ilerledikçe Ahmet Celal'in bakışı da değişmeye başlıyor; köylünün hoyratlığının ardındaki sahipsizlik, devletin oraya hiç uğramamış olması, okulun, yolun, sözün hiç değmemiş olması yavaş yavaş görünür hale geliyor. Öfkemiz de onunla birlikte yerini daha acı bir kavrayışa bırakıyor. Bir vatanı vatan yapan değerleri anlayamayacak kadar cahil bırakılmış, bu cehaletin yarattığı vahşetlerin içinde büyümüş bir halk görüyoruz. Ve tam bu noktada yalnızca köylüyü suçlamak kolaycılık haline geliyor. Yakup Kadri, okuru halktan kopmuş Türk aydınını da sorgulamaya zorluyor.
Bu yönüyle Yaban, Anadolu'ya dışarıdan yüklenen romantik anlamları da sert biçimde dağıtıyor. "Anadolu irfanı", "kadim kültür", "temiz köylü" gibi aydın söylemlerinin ne kadar yapmacık ve altı boş kalabileceğini gösteriyor. Yakup Kadri'nin köylüsü kutsanmış, bilge, saf bir figür değil; terk edilmiş, sertleşmiş, korkularıyla ve çıkarlarıyla hayatta kalmaya çalışan çıplak bir gerçeklik. Romanın asıl cesareti de bu çıplaklığa katlanabilmesinde: güzelleme yapmıyor, okurun bakmak istemediği yere bakmayı reddetmiyor.
Aradan yüz yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen kitabın hâlâ bugüne değiyor olması hem Yakup Kadri'nin Türk milletini analiz etme gücünü gösteriyor hem de acı bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Bazı meselelerde bir arpa boyu yol alamamışız. Halkın yönsüzlüğü, aydının yalnızlığı, ortak bir bilinç kuramama hali, bugün bile tanıdık bir duygu olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden Yaban yalnızca Millî Mücadele döneminin romanı değil; Türkiye'nin bitmeyen iç yarılmalarından birinin romanı.
Kitabın akılda kalan bölümlerinden biri ise halkın kendini "Türk" olarak değil, yalnızca din üzerinden tanımladığı sahne. "Biz Türk değiliz ki beyim, biz İslamız" cümlesi, romanın bütün meselesini neredeyse tek başına taşır hale geliyor. Bu cümlede yalnızca cehalet yok; sahipsizlik, kimlik boşluğu, yönsüzlük ve tarihsel kopuş var. Yakup Kadri burada, din kisvesi altında tutunacak bir yol arayan zihin yoksulluğunu tüm çıplaklığıyla gösteriyor.
Bütün bu karanlığın içinde Mustafa Kemal hareketi ve Kurtuluş Mücadelesi ise romanda insanın gözünü dolduran bir yerden yükseliyor. Yakup Kadri'nin anlatımıyla bu mücadele, yoktan var etmenin ne demek olduğunu kemiklerimize kadar hissettiriyor. Bir yanda yoksulluk, cehalet, sahipsizlik ve umutsuzluk; diğer yanda bütün bunların içinden bir ülke çıkarma iradesi. "Kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyet" sözünün hangi koşullarda anlam kazandığını Yaban bir kez daha hatırlatıyor.
Yaban, yalnızca köylüyü anlatan bir roman değil. Halkını tanımayan aydının, aydınını tanımayan halkın ve bu kopukluğun ortasında doğmaya çalışan bir ülkenin romanı. Rahatsız edici, yer yer öfkelendirici, ama tam da bu yüzden hâlâ gerekli bir metin. Yakup Kadri, bizi ne köylü güzellemesine ne de aydın aklamasına sığdırıyor. Aksine, ikisinin arasındaki uçurumu gösterip şu soruyu bırakıyor: Bir milleti kurtarmak mümkün olsa bile, onu gerçekten bir millet haline getirmek ne kadar zor?
"İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz?"
"Biz Türk değiliz ki beyim."
"Ya nesiniz?"
"Biz İslamız. Elhamdülillah..."
Bu diyalog, romanın bütün ağırlığını taşıyan yerlerden biri. Yaban'ın hâlâ yakıcı olmasının sebebi de biraz burada saklı: Çünkü Yakup Kadri'nin anlattığı yabancılık, yalnızca Ahmet Celal'in köye yabancılığı değil; bu ülkenin insanının kendi tarihine, kendi kimliğine ve birbirine yabancılığı.