yükleniyor…

The Picture of Dorian Gray
yazar Oscar Wilde · 272 sf
Bir roman için "karakter gelişimi güçlü" dediğimizde genelde iyi bir şey kastederiz. Dorian Gray'in Portresi için de bunu söyleyebilirim, ama kelimenin alıştığımız anlamıyla değil. Dorian gelişmiyor; adım adım çürüyor. Wilde'ın asıl marifeti de bu çürümenin basamaklarını, her basamak bir öncekinden makul görünecek şekilde döşemesi.
Sibyl Vane'in ölümünü Dorian estetik bir hayal kırıklığı olarak yaşıyor: kız kötü oynadığı için sevgisi bitiyor, ölümü de trajik bir sahneye dönüşüyor. Basil'i öldürdükten sonra aklına gelen ilk şey pişmanlık değil, cesetten nasıl kurtulacağı. Ahlaki problem her seferinde pratik bir probleme çevriliyor ve orada çözülüyor.
Bu çürümenin en dikkat çekici tarafı, Dorian'ın kendisini hiçbir zaman tamamen kötü biri olarak görmemesi. Sonlarda iyi bir şey yaptığına inandığı anda bile merkezde hâlâ kendisi var: Hetty Merton'ı bağışlıyor, ama bunu kızın hayatı için değil, hâlâ kurtarılabilir biri olduğunu kendine kanıtlamak için yapıyor. En çarpıcısı, Wilde'ın bu okumayı bize bırakmaması. Dorian son bölümde portrenin karşısına geçtiğinde bağışlamasının kibirden mi, meraktan mı, ikiyüzlülükten mi olduğunu kendi kendine soruyor. Kendini her şeyin önüne koymak, insanın kendisi için yapabileceği en kötü şeylerden biri: Dorian'ın bencilliği ona hiçbir şey kazandırmıyor, oysa başkalarını düşünen insan sonunda kendi hayatını da yaşanabilir kılıyor. Bir bakıma egoist olmayanların egoizmi çok daha iyi işliyor.
Kitabı Freud okuduğum bir dönemde bitirmemin bunda payı var. Dorian'ın her seferinde kendine ürettiği gerekçeler ders kitabı düzeyinde rasyonalizasyon; portre ise bastırmanın en somut hali — gözden uzağa, tavan arasına kaldırdığın şey orada değişmeye devam ediyor.
Lord Henry başlı başına ayrı bir kitap. Söylediği yüzlerce aforizmanın önemli bir kısmı doğru olmaktan çok sansasyonel, ama Wilde'ın onları kurma biçimi o kadar iyi ki cümle önce çarpıyor, doğruluğunu ancak sonra sorguluyorsunuz. Henry'nin asıl gücü de burada: ne söylediğinde değil, nasıl söylediğinde. Bir de şu var — Henry söylediği hiçbir şeyin bedelini ödemiyor. Skandal konuşup gayet konvansiyonel yaşıyor. Teoriyi o kuruyor, deneyi Dorian üstleniyor.
Dorian'ın hikâyesi başka bir yüzyıla ait, ama insanın dışarıya gösterdiği yüz ile içeride yaşadığı şey arasındaki mesafe bugün hiç yabancı gelmiyor. Değişen tek şey portrenin yeri. Dorian'ınki tavan arasında saklıydı; bizimkiler biraz daha görünür yerlerde duruyor.